İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Finans Haberleri

1960-1980 Arasında Türkiye Ekonomisi Nasıldı?

1960-1980 Arasında Türkiye Ekonomisi Nasıldı
0

Türkiye ekonomisi 1900’lü yıllardan itibaren birçok konjonktürel dalgalanma yaşamıştır. 1915 yılından sonra 1. Dünya Savaşı’nın etkisiyle tüm dünya ülkelerinde meydana gelen ekonomik sarsıntı Türkiye’yi de etkilemiştir. Savaştan sonra 1929 buhranı daha sonraki tarihsel süreçte 2. Dünya Savaşı gibi olaylar ekonomide konjonktürel dalgalanmalarda dip ve zirve oluşumlarını etkilemiştir.

1946 yılında çok partili siyasi yaşama geçilince 2. Dünya Savaşı’nın etkisiyle ekonomik ve toplumsal düzenin bozulması ile yeni kurulan Demokrat Parti 1950 seçimlerinde iktidara geldi. 1950-1953 dönemi ekonomide ‘’altın çağ’’ olarak adlandırıldı. Bu dönemden sonra ise aşırı borçlanma dışa bağımlılık ve ekonomik göstergelerin olumsuz bir seyir göstermesi nedeniyle ekonomik olumsuzlukların yanında siyasal olarakta 1960’ta askeri darbe gerçekleşti. Türkiye siyasal yaşantısı ciddi anlamda zarar gördü. Daha sonraki dönemlerde 1970’li yıllarda meydana gelen petrol krizleri Türkiye Ekonomisini olumsuz etkiledi. 1980’li yıllarda ise 24 Ocak kararlarının alınmasıyla serbest piyasa anlayışıyla dışa açık bir ekonomik politika izlendi. 12 Eylül 1980 darbesi öncesi ve sonrasında meydana gelen toplumsal karmaşa hem siyaseti hem de ekonomiyi ciddi anlamda etkiledi. Bizler bu çalışmada Türkiye Ekonomisinde meydana gelen bu ekonomik konjonktür süreçlerin 1960-1980 süreçlerini ele alacağız.

GİRİŞ:

Türkiye’nin ekonomik ve siyasal dönüşümü 1950’ li yıllardan itibaren başlamıştı ekonomik olarak dönüşüm liberal bir ekonomi anlayışının benimsenmesi ile siyasal olarak dönüşüm ise 1946 yılında tek partili sisteme geçilmesi ile başlamıştı. Türkiye ekonomisi Birinci Dünya Savaşından itibaren 1914’ lü yıllardan günümüze kadar bir çok konjonktürel dalgalanmalar yaşamıştır bir çok tarihsel zamanlama içerisinde ekonomimiz dip ve zirve noktalarını yaşamıştır özellikle savaş dönemleri daha sonra meydana gelen 1929 büyük buhranın ekonomimiz üzerinde ki etkileri ve daha sonra ikinci dünya savaşının patlak vermesi ülke ekonomisini olumsuz etkilemişti.

2.Dünya Savaşına Türkiye girmediği halde diğer savaşa giren ülkelerin uyguladığı korumacılık politikasından dolayı ekonomik göstergeler üretim ve büyüme oranları ile birlikte bir çok makro ekonomik gösterge 1945’ li yıllarda Türkiye’yi olumsuz etkilemişti. O yıllarda meydana gelen karaborsacılık, yağ kuyrukları, tüp kuyrukları dönemi yansıtan tablolardı. Kısacası ülkede tüketim var ama üretim yoktu böyle bir süreçte 1950 yılında gücünü arttırarak meydanlara çıkan Demokrat Parti 1950 seçimlerini kazanarak iktidarı ele geçirmişti. 1950-1953 döneminde ekonominin altın çağı olarak adlandırılmış ve ekonomik olarak özelliklede sektörel bazda tarım sektörü çok ciddi anlamda büyümüştü bunula birlikte Kore savaşında Türkiye’nin asker göndermesi ile birlikte bir nevi ödül mahiyetinde olarak NATO ya üye olunmuştu. 1954-1957 döneminde seçimlerden tekrar güçlü bir çoğunlukla çıkan Demokrat Parti döneminde ABD den gelen yardımlar kesilmiş ,borç yükü ciddi anlamda artmış ,dışa bağımlılık artarak ekonomik göstergeler bu dönemde 1950-53 dönemine göre daha olumsuz bir durum sergilemiştir.

1960 Darbesinin Siyasal ve Ekonomik Düzene Etkisi:

1950 ‘li yılların son döneminde ekonomi ve siyasal alanda olumsuzluklar baş göstermeye başlamıştır. Demokrat Partinin zamanla otoriterleşmesi ile birlikte gösteri yürüyüşleri, protestolar, suikastlar, fail meçhuller 50’ li yılların sonlarına doğru gerçekleşmiştir özellikle 5 Mayıs 1960 yılında Kızılay meydanında 555K parolası ile hükümeti yıpratmak amacı ile gösterişler düzenlenmiştir. Tüm bu yaşananlar doğrultusunda alt rütbeli subaylar tarafından 27 Mayıs 1960 yılında Türk siyaset tarihinin ilk askeri darbesi gerçekleşmiş ve bu darbe diğer darbelerinde zemini hazırlamıştır 60 darbesi ile birlikte Milli Birlik Komitesi yönetime el koymuştur. Demokrat partinin en önemli üç ismi Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idama mahkum olmuştur. Siyaset tarihimize ve demokrasiye bu darbe ile birlikte ciddi anlamda zarar gelmiştir.

Ekonomik istikrarsızlıkta 1960 darbesinin zeminini oluşturan ana nedenlerinden biri idi özellikle 1957-1960 dönemi içerisinde meydana gelen makro ekonomik göstergelerin bozulması ,artan dış borç yükü, para basmanın artması, dışa bağımlılığının ciddi boyuta ulaşması ve bu ekonomik istikrarsızlığın siyasi istikrarsızlıkla birleşmesi darbe öncesi dönemin problemlerini teşkil ediyordu.

27 Mayıs 1960 sonrası dönem 1980 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli ve farklı bir dönemdir. Öncelikli olarak siyasal yapılanma 1961 Anayasası ile gerçekleşmiştir. 1961 Anayasası, bir yandan ülkede köktenci dönüşümleri yapabilecek iktidarları sınırladığı gibi, bir yandan da klasik hak ve özgürlüklere geniş güvenceler vermiştir. Bu durum, toplumda o döneme kadar baskı altında tutulan birçok demokratik taleplerin yükselmesine yol açmıştır.[1]

1961 Anayasasının Temel Özellikleri:

1961 Anayasası 27 Mayıs 1960 darbesini yapan küçük rütbeli subayların oluşturduğu bir Milli Birlik Komitesi ve Temsilciler heyetinden oluşan kurucu meclisin bir ürünüdür. 6 Ocak 1961 de göreve başlayan Kurucu Meclis 1961 Anayasasını hazırlayıp bu anayasayı halk oyuna sunmuş ve %61 kabul oyu alarak yürürlüğe girmiştir. Yeni anayasa ile birlikte çift meclis yapısı oluşturulmuştur. ( TBMM ve Cumhuriyet Senatosu) bu anayasanın getirdiği en önemli yenilikler Anayasa Mahkemesinin kurulması, halkçılık-devletçilik-inkılapçılık ilkelerine bu anayasada yer verilmiştir. Milli Güvenlik Kurulu ve Diyanet İşleri Başkanlığı da bu anayasa ile birlikte ilk kez düzenlenmiştir.

1961 Anayasasında, “Sosyal ve Ekonomik Hükümler” başlığı altında, devlete kalkınma planları hazırlama görevi verilerek, ekonomide kamu kesimine ayrı bir yer verilmiş, planlama, anayasal zorunluluk haline gelmiştir (Hazine, 2003). Böylece, ekonomide devletin üstlendiği görevleri icra eden KİT’lere belirli ödevler yüklenmiş, iktisadi ve sosyal hayata planlama düşüncesi egemen olmuş, planların icrası için de DPT kurulmuştur (Kuyucuklu, 1993:199).

1960-1980 Arasında Türkiye Ekonomisi Nasıldı
1960-1980 Arasında Türkiye Ekonomisi Nasıldı

1960 Dönemi Planlı Ekonomiye Geçiş:

27 Mayıs 1960 darbesi ile Milli Birlik Komitesi yönetimi ele alırken sıkıntılı bir ekonomiyi devraldı. Özellikle 1950 li yılların son döneminde artan dış borçlanma, döviz kurlarında bozulmaların yaşanması ve ülkenin altın ve döviz rezervlerinin tükenme noktasına gelmesi ekonomi ile ilgili yeni stratejilerin ortaya atılmasına neden olmuştur.

Milli Birlik Komitesi bir yandan ekonomiyi canlandırmak diğer yandan da Türkiye’yi yeni bir ekonomik temele oturtmak niyetinde açılımlar için çabalamakta idi. Uzun vadeli en önemli karar, daha sonra Devlet Planlama Teşkilatına dönüşecek olan Planlama Bürosunun kurulmasıdır. Milli Birlik Komitesi, 30 Eylül 1960 tarih ve 91 sayılı yasayla Devlet Planlama Teşkilatını kurmuş ve planlı ekonomi ilkesini yeni Anayasaya sokmuştur.[2]

1960 lı yıllar Beş yıllık kalkınma planlarının oluşturulduğu yıllardır. Beş yıllık kalkınma planlarının ortak özelliği makro planlar, yani ekonominin bütününü kapsıyor olmasıdır. Bütün planlarda kamu kesiminin iktisadi faaliyetleri doğrudan özel kesimin iktisadi faaliyetleri ise dolaylı olarak planlanmıştır. Kalkınma planlarının ilk ikisinde ekonomik ve toplumsal yapı veri olarak alınmış üçüncü kalkınma planlarında nicel ve nitel hedeflerin gerçekleşmesidir. Bütün kalkınma planlarının temel amacı ise sanayileşmedir. ( Türkiye Ekonomisi Özsoylu, Ahmet Fazıl Ekim 2013 sy 114)

1960 Planlı Döneminde Sanayileşme:

1960 planlı dönemde öngörülen iktisadi büyümeyi sağlamak için sürükleyici sektör olarak sanayi sektörü belirlenmiştir. Sanayi sektöründe yıllık ortalama büyüme hızının % 12 olması öngörülmüştür. İthal ikamesine dayalı bir sanayileşme politikasının uygulanması kararlaştırılmıştır. İthal ikamesine dayanan sanayileşme politikasının esasını iç tüketimi belli bir büyüklüğe ulaşan sanayi mallarını içerde üretecek sanayi tesislerinin kurulması ve bu sanayilerin yüksek gümrük vergileri, kotalara ve miktar kısıtlamaları ile korunması teşkil eder.

1960-1980 döneminde uygulanan ithal ikameci politikaların oluşumu ve hedeflenen stratejileri şu şekilde sıralarsak

İthal ikame dayalı sanayilerin kurulmasını sağlamak için aşağıdaki politikaları uygulamaya koymamız gerekmektedir.

a.Öncelikle koruyucu dış ticaret politikası uygulanır. Böylece yeni kurulan sanayiler dış rekabete karşı korunurlar.

b. Dövizin yerli para cinsinden değerini düşük tutan bir döviz kuru politikası uygulanır. Bu kur politikası ile sanayi sektörüne kaynak aktarılır. Böylece sanayi yatırımlar için gerekli yatırım mallarını ve üretim için gerekli ara mallarını ucuz olarak ithal etmesi sağlanır. Ancak, bu uygulama sermaye yoğun teknolojilere ağırlık verilmesi ve sanayi mallarının ihracatına önem verilmemesi sonucunu doğurur. Bu nedenle dış ticaret açığı büyür. Ekonomi zaman zaman döviz darboğazına düşer.

c.Düşük reel faiz politikası uygulanarak sanayi sektörüne kaynak aktarılır.
Böylece sanayi yatırımları teşvik edilir. Uygulanan bu politikada sermaye-yoğun
teknolojilerin seçilmesine yol açar.

d. Sert bir kambiyo kontrolü rejimi uygulanarak ülkenin elde ettiği dövizlerin sanayi kesimine tahsis edilmesi sağlanır.

e. Genişletici para ve maliye politikaları uygulanarak üretilen sanayi ürünlerine pazar ve talep yaratılır. Böylece dünya fiyatlarına göre daha yüksek fiyatlara ve dünya standartlarına göre daha düşük kaliteye sahip içerde üretilen sanayi mallarının satılması sağlanır.[3]

1963-1967 yıllarını kapsayan I. Beş Yıllık kalkınma Planı ile birlikte tarım dışında sanayiye ağırlık vererek sanayi yatırımlarına başlanmış ve çok kısa sürede Kütahya Azot Fabrikası, , 1964’te Chrysler Sanayi Anonim Şirketi, 1965 Ereğli Demir- Çelik işletmeleri 1965’de Arçelik Çayırova Tesisleri, 1967’de Northern Elektrik Telekominikasyon Şirketi (Netaş), kurulmuştur. Küçük sektörlerin büyümesi yönünde ele alınan rakamlar gerçekleşmese de büyüme hissedilmeye başlanmıştır. 1968-1972 yılında uygulanan II. Beş Yıllık Kalkınma Planıyla da büyükşehirler dışında diğer illere de sanayi alanında Petro-kimya, çimento, makine, cam sanayilerine yatırım yapılması ve kırsal alanların desteklenmesi şeklinde politikalar izlenmiş ve genel anlamda başarı da sağlanmıştır. Ayrıca sanayi bitkileri ve yağlı tohumların toplam üretim miktarı içindeki payı artmıştır. Bu dönemde 1969’da İzmir Pirelli Fabrikası, 1970’de Çaycuma ve Aksu Kağıt Fabrikaları, 1971’de Dalaman Kağıt Fabrikası açılmıştır. 1973-1978 yılında uygulanan III. Beş Yıllık Kalkınma Planı’yla da ülkede 1968-1972 yılında uygulanan II. Beş Yıllık Kalkınma Planın da gösterdiği başarının devam ederek arttırılması düşüncesi ele alınmıştır. Sanayi-tarım ilişkisinde sanayi bitkileri ve yağlı tohumlar üretimine devam edilmesi gerektiği yinelenmiştir. Ancak 1970’li yılların hemen başında ülkede küçük bir kaosun yaşanmış olması biraz şüpheli ve tedbirli kararlar alınması yönünde 1973-1977 kalkınma planı hazırlanmıştır. Bu planda komşularımızla olan ilişkilerin arttırılması ve bunun getireceği sonuçların ülke ekonomisi içinde yarar getirmesi hedeflenmiştir. Sanayi ağırlıklı ekonomik yatırımlar ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. 1978-1984 yılında uygulanan IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı öncesinde ülkemizde yine siyasal anlamda sıkıntılar ortaya çıkmış ve bunun gölgesinde bu planın amacı ve hedefleri belirlenmeye başlamıştır. (Türkiye Sanayileşme Sürecine Genel Bir Bakış / Doç Dr Mesut Doğan)

1960 yıllarında ilk dönemde başlayan kalkınma planları 1980 lere doğru meydana gelen siyasi ve toplumsal problemlerden dolayı özellikle IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı başarılı olamamış ve istenilen sonuçlar elde edilememiştir.

1965-1970 Yıllarında Meydana Gelen Sosyal,Siyasal ve Ekonomik Gelişmeler

1965-1970 li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi ABD ye karşı, küreselleşme ve Kapitalizme karşı ciddi karşıtlıklar oluşuyor özellikle Türkiye de ABD ‘ye karşı yapılan gösteriş yürüyüşleri, 68 kuşağı olarak adlandırılan ve özellikle üniversite öğrencileri tarafından gerçekleştirilen olayların hepsi bu süreçte gerçekleşmiştir. Bununla birlikte bu yıllarda ideolojik ayrışmaların yaşandığı bir süreçtir. İslamcı, sağ-sol ve mezhepsel çatışmaların hepsine biz bu dönemlerde şahit olmaktayız. Siyaset alanında ise şüphesiz bu dönemin en etkili ismi Süleyman Demirel’dir Adalet Partisi ile birlikte 1965 de tek başına iktidara gelmiştir.

Ekonomik olarak bu dönemde kalkınma hamleleri devam etmekle birlikte önce hafif sanayide ilerleyip daha sonra ağır sanayiye geçiş hedeflenmiştir. 1970’ li yıllarda yaşanan 12 Mart Askeri Muhtırası yönetimin değişmesine neden olmuştur. Bu dönemde hem siyasal alanda meydana gelen bu gelişmeler hem de toplumsal olarak gerçekleşen öğrenci olayları ve şiddet gösterileri ekonomik olarak gelişimin önüne set olmuştur ve sanayileşme ve kalkınma planlarının tam anlamı ile gerçekleşmemesine neden olmuştur.

1970-1975 Dönemi:

12 Mart 1971 tarihinden 14 Ekim 1973 seçimlerine kadar Türkiye’de “Partiler üstü hükümetler” dönemi yaşanmıştır. 1971-1973 yılları arasında ikisi Nihat Erim, bir Ferit Melen ve biride Naim Talu tarafından olmak üzere dört hükümet kurulmuş, sıkıyönetim ilanı ve olaylara karışmış bazı öğrencilerin idamı kararları dışında hiçbir ciddi karar alınamamıştır.

Bu dönemlerin en önemli gelişmeleri ise Orta Doğu Savaşlarından sonra meydana gelen Petrol Krizleri ve 1974 Kıbrıs çıkartmasıdır.

15 Temmuz 1974 de Kıbrıs’ta EOKA’cı lider Sampso’nun darbe ile başa geçip Adaya askeri harekata girişmesi ile birlikte yapılan diplomatik görüşmelerinin sonuçsuz kalması ile birlikte 14-16 Ağustos 1974 de ikinci harekat gerçekleşmiştir. Kıbrıs Barış Hareketının maliyeti ne olursa olsun Ordu ve Hükümete büyük itibar sağlamıştır.

Türkiye ekonomisini şüphesiz çok ciddi anlamda etkileyen petrol krizleri bu süreçte yaşanmıştır. Ortadoğu savaşından sonraki petrol ambargosu ve OPEC in petrol fiyatlarını arttırması Türkiye gibi petrol ithal eden ülkeleri etkilemiştir maliyet artışı ile birlikte pek çok ithal edilen malların fiyatlarının artarak ciddi bir enflasyon problemine dönüşmesine neden olmuştur. Bununla birlikte Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında meydana gelen maliyet artışı ve uygulanan ambargolar adeta petrol krizlerinden dolayı sıkıntıda olan ekonomiyi daha da ciddi problemlerin içerisine atmıştır. Tüketimin olduğu ama üretimin olmadığı ülkemizde bu yıllarda karaborsacılık,yağ,tüp kuyrukları oluşmuş dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ise “70 Cent’te Muhtaç Olduk” demiştir

24 Ocak 1980 Kararları:

24 Ocak Kararları ile birlikte ekonomik bir dönüşüm daha yaşanmıştır özellikle önceki dönemlerde uygulanan planlı ve müdahaleci politika yerine Neo-Liberal ve serbest piyasaya önem veren kapılarını dışa açan bir Türkiye izlenimi bu dönemde gerçekleşmiştir.

24 Ocak Kararları kısaca aşağıdaki gibidir.

  • Döviz gelirlerinin yetersiz olması nedeniyle reel ithalât 1978 ve 1979’da sırasıyla %35,2 ve %13,2 azalmıştır.
  • Türkiye ekonomisinin ara ve yatırım malları açısından büyük ölçüde dışa bağımlı olmasıyla Gayri Sâfi Millî
  • Hasıla, 1979’da reel olarak azalma göstermiştir.
  • İhracat reel olarak 1979’da %20 gerilemiştir.
  • 1979’da ödenmeyen dış borçlar ertelenmiş, ekonominin kredibilitesi artık son noktasına varmış ve dış borç servis yükü %45,6’ya yükselmiştir.
  • Üretimin aksaması atıl kapasite oranını artırmış; maliyetler yükselmiş; mal ve hizmet arzı azalmıştır.
  • Üretim azalırken ve maliyetler yükselirken toplam harcamalar azalmamış, böylece enflasyon hızı devam etmiş ve 1979’da %63,9’a ulaşmıştır.
  • Ayrıca Türkiye ekonomisinin lokomotiflik görevini yapan tarım üretimi, ithal girdilerinin (gübre, ilaç….) azalmasıyla tehdit altına girmiştir.
  • Diğer taraftan sanayi sektörünün GSMH içindeki payı, sabit fiyatlarla 1978’de %24,1 iken 1979’da %22,9’a düşmüştür.
    İhracatın ithalâtı karşılama oranı %45’e düşmüştür

12 Eylül 1980 Darbesi ve 1982 Anayasası

1980 darbesinin habercisi aslında 1977 yılı olmuştur bu dönemde yaşanan 1 Mayıs olaylarında 33 kişinin ölmesi,suikastler,etnik çatışma, Maraş Katliamı, Sağ-sol ideolojik çatışmalar, istikrarsız ekonomi, artan borç yükü, fail meçhuller, koalisyon hükümetlerinin kısa ömürleri, 1973-77 yıllarında yaşanan petrol krizleri aslında hepsi askeri bir darbenin gerçekleşmesinin zeminini oluşturmuştur. 12 Eylül 1980 yılında bu sefer 60 darbesinden farklı olarak tam bir emir komuta zincirinde darbe gerçekleşti bir siyasi parti kapatıldı ve liderleri hapsedilerek gözetim altına alındı. 1980 darbesi ile birlikte askeri sınıf ve temsilcilerin oluşturduğu bir kurucu meclis ile 1982 Anayasası hazırlandı ve halkoyuna sunularak %91 oranında kabul oyu alarak yürürlüğe girdi.

1982 Anayasası 1961 Anayasına göre daha otoriter bir anayasadır.1982 Anayasası bireyleri değil devleti kutsallaştıran bir anayasadır. Çift meclis sitemine bu anayasada son verilmiş ve yürütme alanında Cumhurbaşkanının yetkileri arttırılmıştır.

1982 Anayasası ile 1961 Anayasasının benzer yönleri her iki anayasada askeri darbelerle birlikte oluşturulmuş ve her ikisi de halk oyuna sunularak yürürlüğe girmiştir.

1980-1985 Dönemi Sanayileşme Çabaları ve Ekonomik Görünüm

24 Ocak kararları ile birlikte ekonomide ithalat ve ihracat alanında gelişmeler yaşandı özellikle tüketim mallarına olan talep artışı ciddi boyutlara ulaştı ( beyaz eşya, televizyon vb) ihracat rakamları artış gösterdi ama ithalatta buna paralel olarak ciddi anlamda arttı. Bununla birlikte vergi adaletsizliği,gelir dağılımı bozuklukları ve kayıt dışı ekonomi artış gösterdi. Bu dönemde dışa açık ve ihracata dönük büyüme ve sanayileşme stratejisini gerçekleştirmek için şu tedbirler uygulanmıştır.

Devletin sanayide kaynak dağılımını doğrudan yönlendirici rolünün en aza indirilmesi, kaynak dağılımında planlama yerine fiyat mekanizmasına ağırlık verilmesi prensip haline gelmiştir. Bu amaca ulaşmak için fiyat kontrolleri kaldırılmış ve fiyatların arz ve talep şartlarına görepiyasada belirlenmesi esas alınmıştır.

Sanayileşme sürecinde firma stratejilerinin etkinliğinin ön plana çıkması hedeflenmiştir.

Reel faiz politikasının uygulanmasına geçilmiştir. İatanbul Menkul Kıymetler Borsası faaliyete geçmiştir. Para ve Sermaye Piyasaları serbestleşmiştir.

İhracatın teşviki, kaynakların ihracata dönük sanayilere aktarılması ve yatırımlarda ülkenin faktör donanımına uygun teknolojilerinin seçilmesi için esnek ve gerçekçi kambiyo kuru politikasının uygulanmasına geçilmiştir.

SONUÇ:

Türkiye ekonomisinin 1960-1980 sürecinde toplumsal,sosyal,siyasal ve ekonomik alanda gerçeleşen olgulara ve olaylardan çıkaracağımız sonuç bu 20 yıllık süreçte ekonomik dönüşümlerin yaşandığını özellikle 1960 lar da uygulanan devletçi müdahaleci politikanın 1980 li yıllarda Neo-liberal politikalara serbest piyasa anlayışına dönüştüğünü görüyoruz. Siyasal anlamda ise tek başına gelen iktidarların sayısının bu dönemde çok az olduğunu bu 20 yıllık süreçte neredeyse 20 yi aşkın ömürleri çok kısa olan koalisyon hükümetleri ile karşılaşıyoruz bu durumun siyasi istikrarı olumsuz etkilediğini uzun vadeli planların önüne geçtiğini ve ömürleri kısa süren bu koalisyon hükümetlerinin siyasi istikrarı sağlayamadığını ve bunun sonucunda ekonomik istikrarada zarar verdiğini görüyoruz bu dönemlerde yaşanılan askeri darbeler ve öncesinde yaşanan şiddet ortamları ise hem ülkenin demokrasi anlayışına ciddi yaralar açmış hem de ileriki nesilleri bile etkileyen sosyal,toplumsal ve psikolojik sorunlara neden olmuştur.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yorum Yap